Bağırsak mikrobiyotası, vücudumuzun her yerindeki sağlığı doğrudan etkiler. Sindirimden bağışıklık sistemine kadar birçok süreç, mikrobiyota tarafından şekillendirilir ve bu denge bozulduğunda çeşitli sağlık sorunları ortaya çıkabilir.
Dr. Rob Knight, Springer
Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB), karmaşık ve çok boyutlu bir nörogelişimsel farklılık olarak ele alınmaktadır. Genetik faktörlerin yanı sıra çevresel etkenlerin de OSB gelişiminde rol oynayabileceği bilinmektedir. Bu noktada son yıllarda bilim dünyasının ilgisini çeken önemli bir konu ise bağırsak mikrobiyotası ile beyin sağlığı arasındaki ilişkidir. Bağırsaklarımızda yaşayan trilyonlarca mikroorganizmanın davranışlarımıza, duygusal durumumuza ve hatta sosyal etkileşimlerimize kadar uzanan etkileri olduğu düşünülmektedir. Peki, mikrobiyota bu kadar etkiliyse, OSB ile bir ilişkisi olabilir mi? Bu yazıda, bilimsel bulgular ışığında mikrobiyotanın OSB üzerindeki olası etkilerini ele alıyoruz.
Bakterin Kadar Yaşa
Bilimsel çalışmalar, OSB’li bireylerin bağırsak mikrobiyota kompozisyonunun nörotipik bireylere kıyasla belirgin farklılıklar gösterdiğine işaret ediyor. Mikrobiyota, vücudumuzda yaşayan trilyonlarca mikroorganizmanın tümünü ifade eder ve sindirim sistemi, bağışıklık yanıtları, metabolizma gibi birçok hayati fonksiyonun düzenlenmesinde kritik rol oynar. Özellikle bağırsak mikrobiyotası, besinlerin sindirilmesi, vitamin üretimi, zararlı patojenlerin engellenmesi ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi açısından büyük öneme sahiptir. Mikrobiyota dengesinin bozulması, obezite, diyabet, sindirim hastalıkları ve hatta psikolojik bozukluklarla ilişkilendirilmiştir, bu yüzden sağlıklı bir mikrobiyota dengesi vücut sağlığının korunmasında temel faktördür.

Farklı Mikrobiyota Profilleri
Araştırmalar, OSB’li bireylerin bağırsaklarında Bifidobacterium ve Lactobacillus gibi faydalı bakterilerin daha az bulunduğunu göstermektedir. Oysa bu bakteriler;
- Bağırsak sağlığının korunması,
- Bağışıklık sisteminin dengelenmesi,
- Beyin fonksiyonlarını ve davranışları etkileyen nöroaktif bileşiklerin üretilmesi
gibi kritik roller üstlenmektedir.
Öte yandan bazı çalışmalar, OSB’li bireylerin bağırsak mikrobiyomunda Clostridium ve Desulfovibrio gibi potansiyel olarak zararlı bakterilerin daha fazla bulunduğunu ortaya koymaktadır. Bu bakteriler;
- İltihaplanma,
- Artan bağırsak geçirgenliği,
- Beyin sağlığını olumsuz etkileyebilecek toksinlerin üretimi
gibi olumsuz etkilerle ilişkilendirilmektedir.
Her ne kadar bu ilişkilerin altında yatan kesin mekanizmalar tam olarak açıklığa kavuşmamış olsa da, elde edilen bulgular, bağırsak disbiyozisinin OSB semptomlarının gelişimi ve şiddeti üzerinde önemli bir etkisi olabileceğini düşündürmektedir.
Mikrobiyotanın Gelişimi Bebeklikte Başlıyor

Mikrobiyota ve otizm ilişkisini daha iyi anlayabilmek için, mikrobiyotanın yaşamın ilk dönemlerinde nasıl şekillendiğine de bakmak gerekir. Yapılan araştırmalar, bebeklik dönemindeki mikrobiyota yapısının, bireylerin sosyal, duygusal ve nörolojik gelişiminde büyük rol oynadığını göstermektedir.
Sağlıklı mikrobiyotaya sahip bebekler, ilerleyen yaşlarda daha sosyal, sağlıklı ve uyumlu bireyler olabilmektedir. Ancak bu sürecin sağlıklı başlaması, daha anne karnındayken mümkün olabilmektedir.
Anne ve Bebek Arasındaki Mikrobiyota Aktarımı

Bebeklerin mikrobiyotasının gelişimi;
- Doğum şekli,
- Anne sütü ile beslenme,
- Antibiyotik kullanımı
gibi birçok faktöre bağlıdır.
Anne adaylarının gebelik sürecinde mikrobiyotayı destekleyici beslenme alışkanlıkları edinmesi, normal doğumun teşvik edilmesi ve doğumdan sonra en az 24 saatlik bedensel temasın sağlanması, bebeğin mikrobiyotasının sağlıklı şekilde gelişmesine katkıda bulunur.
Özellikle dikkat çeken bir bulgu ise, anne adayının hamileliğin son üç ayında sahip olduğu ağız mikrobiyotası ile bebeğin mikrobiyotasının büyük ölçüde benzerlik göstermesi. Bu durum, annenin gebelik sürecinde –özellikle son trimesterde– mikrobiyotasını destekleyecek şekilde beslenmesinin ve yaşam tarzı alışkanlıklarının, henüz doğmamış bebeğin tüm yaşamını etkileyebilecek kadar güçlü bir etkiye sahip olduğunu ortaya koymaktadır.
Doğum Şekli ve Mikrobiyota Aktarımı

Doğum şekli, bebeğin mikrobiyotasının ilk kurulumunda önemli bir rol oynar. Normal doğumla dünyaya gelen bebekler, annelerinin vajinal mikrobiyotası ile doğrudan temas eder. Bu, bebeklerin sindirim sisteminin ve bağışıklık sisteminin gelişiminde ilk adımı atmalarına yardımcı olur. Ayrıca, bu mikroorganizmalar bebeğin ilk bağışıklık savunmasını oluşturmada kritik bir rol oynar. Ancak sezaryen doğumla doğan bebekler, bu doğal mikrobiyota aktarımını yeterince alamayabilirler, bu da bağışıklık ve sindirim sistemlerinin farklı gelişmesine yol açabilir.
Anne Sütü ve Mikrobiyota Gelişimi

Anne sütü, bebeğin mikrobiyotası üzerinde bir diğer büyük etkendir. Anne sütü, sadece besin maddeleri sağlamakla kalmaz, aynı zamanda bebeklerin bağışıklık sistemini güçlendirecek probiyotik bakteriler ve prebiyotik maddeler içerir. Anne sütüyle beslenen bebeklerde, sindirim sistemi sağlığı daha iyi gelişir, bağışıklık sistemi güçlenir ve birçok sağlık sorununun önüne geçilir. Ayrıca, anne sütü, bebeğin bağışıklık sistemini eğiterek mikroplara karşı doğal bir savunma oluşturmasına yardımcı olur.
Antibiyotik Kullanımının Mikrobiyotaya Etkisi

Bebeklerin ve annelerin antibiyotik kullanımı, mikrobiyotanın yapısını doğrudan etkiler. Antibiyotikler, vücudumuzdaki zararlı bakterileri öldürürken, yararlı bakterileri de zayıflatabilir. Bu durum, bebeklerin bağışıklık sisteminin ve sindirim sisteminin zayıflamasına yol açabilir. Özellikle doğumdan hemen sonra yapılan antibiyotik tedavisi, bebeğin mikrobiyotasını olumsuz yönde etkileyebilir. Bu nedenle, antibiyotiklerin sadece gerekli olduğunda ve doğru dozda kullanılması önemlidir.
Kaynakça
- Kost, P. A., et al. (2019). "Maternal and infantile microbiome and immune system interactions." Current Opinion in Microbiology, 50, 113-118.

